Ukrayna’da AB Maskeli Faşizm

by aytekinkaankurtul

Aydınlık, 12 Şubat 2014 

Image

Avrupa’da yaşayan yurttaşlarımız bilir, söz konusu göçmen emekçiler olduğu zaman Avrupalı liberaller ve faşistler kol kola girmekten asla çekinmez. Avrupa Birliği’nin bu birlikteliğe göz yumması ve sessizce destek vermesi ise serbest pazar ekonomisinin yapısal çıkmazlarının ırkçılığı nasıl körüklediğine dair somut bir örnek olmuştur.

Yalnız ele alacağımız durum biraz farklı; zira bu ülkede faşizmin karanlığı Avrupa Birliği ve topyekûn Atlantik Cephesi tarafından açıkça destekleniyor ve bu destek, karanlığın gittikçe yayılmasına yol açıyor.

Konuyla biraz ilgilenenlerin anlayacağı üzere bahsettiğim ülke Ukrayna. Yakından tanıdığımız “penguen basını”nın söz konusu ülkede başlayan olayları ilk günden beri desteklemesinin uyandırmadığı soru işaretlerini bu yazıyla ortaya koymak ve yanıtlamak amacındayım.

Tarihsel, ekonomik ve jeopolitik çerçevede “oynanan oyun”

Ukrayna, bildiğiniz üzere eski bir Sovyet cumhuriyeti. Ondan önce Rusya ile organik bağları olmadığını söylemek de yanlış olur; Musevi-Türk Hazar Hanlığı döneminde kurulan Feodal Kiev-Rus Federasyonu, adından da belli olduğu üzere bugün Ukrayna’nın başkenti olan Kiev’den yönetilmekteydi. Bundan sonraki dönemde Osmanlı ve Kırım Hanlığı dahil birçok devlet tarafından paylaşılan Ukrayna’nın önemli kısmı 19. yüzyılda Rus Çarlığı tarafından fethedildi ve o günden beri bu ülkenin Rusya ile sıkı bağları söz konusu.

SSCB çöktüğünden beri ise Ukraynalılar, Atlantik Cephesi tarafından milliyetçilik ve liberalizm aşısıyla Rusya’dan koparılarak Avrupa’ya entegre edilmeye çalışılıyor. Sopanın ucundaki havuçtur, biz Türkler biliriz; fakat Ukrayna için bu “entegrasyon” nesnel açıdan çok daha zor: İhracatının %60’ından fazlasını başta Rusya olmak üzere eski Sovyet cumhuriyetlerine yapan ve enerji ihtiyacının %90’ını Rusya’dan karşılayan Ukrayna’nın özellikle doğu illerinde yaşayan, genel nüfusun da %17’sini oluşturan bir Rus azınlığı var.

Yani, bu nitelikte bir ülkenin “Avrupa’ya entegrasyonu”nun temel hedefi, şüphesiz Rusya ve Avrasya İktisadi Topluluğu’nu (Евразийское экономическое сообщество) zayıflatmaktır. “Zayıflatmaktır”, diyoruz çünkü bu ülkenin ekonomik ve demografik yapısı, zaten Romanya ve Bulgaristan’dan Batı’ya doğru gerçekleşen göç akımından “sessizce” şikayet eden Avrupa Birliği’ne uygun değildir; kaldı ki, Ukrayna’nın finansal ve endüstriyel altyapısının Batı Avrupa ülkelerinin çok gerisinde olması, malların serbest dolaşımı ilkesi ve para birliği göz önünde bulundurulduğunda uzun vadede hem AB ekonomisi için, hem de Avrupa ekonomisi için zarara işaret etmektedir.

Özetle: Bu ülkedeki herhangi bir “Batıcı” hareket nesnel olarak, son dönemde Orta Doğu’daki varlığını belirginleştiren Rusya’yı ve Avrasya İktisadi Topluluğu’nu “zayıflatmaya” yöneliktir ve başka bir amaca hizmet ettiğini iddia etmesi gülünçtür – ki bunu Avrupacı eski Gürcistan Devlet Başkanı Saakaşvili dahi “Ukrayna’da amaç 21. yüzyılın ilk jeopolitik devrimini yapmaktır” sözleriyle dile getirmiştir. “Zayıflatmak” ifadesinin karşılığı ise “destabilizasyon”, yani siyasi dengesizleştirme politikalarıdır. Bağımsızlık Meydanı’ndaki (ya da göstericilerin deyimiyle “EuroMaidan”) siyasi aktörler de bu politika için son derece uygundur.

Meşru temelin faşizmin önderliğinde yıkılması ve “masaya çağrılan” Rusya

Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor: Ukrayna’da Yanukoviç Hükümeti’nin düne kadar Avrupa Birliği ile işbirliğine sıcak baktığı ve halk nezdinde yozlaşmış bir hükümet olduğu aşikar. Dolayısıyla bu hükümete tepki duyan insanların meşru protesto hakkını kullanması son derece doğal.

Bununla birlikte, örgütsüz halkın meydanlara çıkmasını tetikleyen ve meydanlarda örgütlü olarak varlık gösteren siyasi oluşumların ilericilikle alakası olmadığı açık: “Moskali” (bizdeki “Moskof” gibi ayrımcı amaçla kullanılır) , yani Rus halkına karşı mücadele edildiğini ifade etmekten çekinmeyen neo-con Anavatan Partisi (Батьківщина) ; anti-semitist söylemleriyle dikkat çeken, meydandaki azınlıkları linç etmeye yeltenen neo-nazi Özgürlük Partisi (Свобода, eski ismiyle Ukrayna Nasyonalsosyalist Partisi) ; neo-liberal UDAR; aşırı milliyetçi Ukrayna Milliyetçileri Kongresi; paramiliter bir yapıya bürünen ve “İkinci bir İspanya (Franco rejimi) yaratalım!” söylemiyle hareket eden Sağ Sektör (Пра́вий се́ктор) ve lideri Londra’ya kaçan Ortak Hedef Oluşumu (Спільна справа).

Tamamen bu örgütlerin kontrolünde gelişen eylemlerin, Yanukoviç Hükümeti’nin Rusya ile geniş çaplı iktisadi işbirliği anlaşmasına imza attığı 17 Aralık 2013 tarihinden sonra şiddetlenmesi de, günümüzün popüler tabiriyle “manidar”. Aynı şekilde, paramiliter örgütlerin faaliyetlerinin yoğunlaşmasıyla kanlı çatışmaların artması sonucu başbakanın istifaya zorlanması, Suriye’deki Selefi teröristlere verdiği destekle bilinen Amerikalı senatör John McCain’in bizzat Ukrayna’ya gidip eylemcileri desteklemesi ve Avrupa Birliği yetkililerinin faşist Özgürlük Partisi’nin temsilcilerini muhatap alması, bu eylemlerin gerçek siyasi-jeopolitik oryantasyonunu ortaya koymakta.

Olayların gelişiminde (birkaç “resmî sitem” haricinde) “nötr” olmaya dikkat eden ve “Ukrayna’da herkesle işbirliği yapmaya hazırız” mesajı veren Rusya ise Cenevre-2’den beri net bir şekilde “Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği’nin radikal gruplara verdiği desteğin son derece zararlı” olduğunu ifade ediyor. Rusya’nın bu tavrı takınmakta geç kalması, kaosun büyümesine neden olan etkenlerden biri; fakat Rusya’nın kendi aleyhine açılan bu cephedeki durumun ciddiyetini başka bir cephede mücadele ederken fark etmesi de basit bir hata değil – zira bu hata, kendisine yakınlaşan bir hükümetin “yönetilememe durumu” ile tehdit edilmesiyle sonuçlandı. Bu da, Rusya’yı tekrar Batı ile masaya oturmaya ve Batı’nın taleplerinin en azından bir kısmını kabul etmeye zorlayabilir; ileriki günlerde daha net bir şekilde göreceğiz.

Ukrayna, Rusya ve Avrupa’da solun ve ilericilerin tavrı

Türkiye’deki kafa karışıklığı bir kenara, başta Ukrayna solu olmak üzere Avrupa solunun önemli kısmı eylemlerin gerici ve işbirlikçi niteliğinin farkında.

Ukrayna’daki en büyük sosyalist parti olan Ukrayna Komünist Partisi, eylemlerin başlangıç aşamasında yaptığı bildiride “halkın meşru talepleri olduğunu ve polis şiddetinin hiçbir şekilde tasvip edilemeyeceğini” fakat “bu talepleri manipüle etmeye çalışan gerici-faşist oluşumların ve Avrupa Birliği’nin emperyalist emellerinin farkında” olduğunu kamuoyuna iletmişti. Ne var ki, eylemlerin halk inisiyatifinden çıkması ve faşist, paramiliter örgütlerin kamu düzenini ve ülkedeki azınlıkları tehdit etmesi, sosyalistleri ve ilericileri daha radikal çözümler üretmeye yönlendirdi. Bunun sonucunda, geçtiğimiz ay içinde Komünist Parti inisiyatifiyle Odessa, Stakhanov, Simferopol, Dnepropetrovsk, Lugansk ve Zaporozhe kentlerinde “Anti-Faşist Halk Savunma Birlikleri” oluşturuldu. Birliklerin oluşturulma amacı ise “emperyalist güdümlü faşist haydutların Ukrayna’nın bütünlüğünü ve toplumsal güvenliği tehdit etmesini engellemek” olarak belirlendi.

Ukrayna’nın doğusunda bulunan söz konusu illerde edinilen başarı, bir süre sonra Kievli ilericileri de cesaretlendirdi ve yine Komünist Parti inisiyatifiyle “Kiev Anti-Faşist Halk Cephesi”nin kuruluşu geçtiğimiz günlerde ilan edildi. Söz konusu cephe, kısa sürede birçok kadın hakları örgütünün ve öğrenci topluluğunun desteğini aldı.

Bu mücadelede Ukrayna Komünist Partisi’ne en büyük desteği, Türkiye’de İşçi Partisi’ne yakınlığıyla bilinen, Rusya’nın ana muhalefet partisi sıfatını taşıyan Rusya Federasyonu Komünist Partisi verdi. Başından beri Ukrayna Komünist Partisi’nin anti-emperyalist ve anti-faşist tutumunu destekleyen RFKP’nin önde gelen isimlerinden Valeriy Raşkin, Kommersant Gazetesi’ne verdiği demeçte “Irak, Libya, Suriye ve İran senaryoları ortadayken şiddetin gittikçe yurdumuza yaklaştığını görüyoruz” ifadelerini kullandı ve partisinin “Ukrayna’da şiddete ve yabancı müdahaleye son verme” konulu parlamento bildirisine destek verdiğini belirtti.

Faşist eylemlerin sadece Doğu Avrupa solunda değil, Batı Avrupa solunda da kınandığı gözlendi: İtalya’da İtalyan Komünistleri Partisi, İsviçre’de Güney İsviçre Komünist Partisi ve Fransa’da Fransız Komünist Partisi’nin ileri gelenleri, “faşist ayaklanma”ya destek vermeyeceklerini ifade ettiler. İspanya Komünist Partisi ise “itidal” çağrısında bulundu ve “şiddet içeren eylemleri desteklemeyeceğini” ifade etti.

Sonuç

Gezi’ye benzetilmeye çalışılan Ukrayna’daki eylemlerde örgütsüz olan halkın talepleri, örgütlü olan gerici siyasi yapılanmaların kontrolünde manipüle edilmiş ve eylemler gittikçe şiddetlenmiştir.

Batılı emperyalist güçler (yahut Atlantik Cephesi) , Avrasya’ya karşı açtığı savaşta kendi kültürel temellerine de rahatça ihanet edebilmiştir.

Bu gelişme, bize örgütlenmenin önemiyle birlikte AB ve ABD’nin “demokrasi” söylemlerinin içinin ne kadar boş olduğunu bir kez daha göstermiştir.

Bizim Türk ilericileri olarak Ukrayna ile ilgili takınmamız gereken tavır ise son derece açıktır: İlerici güçlerle dayanışma içinde olup emperyalizmin faşizm aracıyla siyasi tahakkümünü bir kardeş ülkeye daha dayatmasını engellemek.

Bunu doğru yapabilmek için de bilmek, bilmek ve daha çok bilmek zorundayız.

Advertisements