“Kürtlerin Kudüs’ü” Kerkük’te – Allan Kaval (Le Monde Diplomatique, Temmuz 2014)

by aytekinkaankurtul

Çeviri: Aytekin Kaan Kurtul

Irak’taki krizden kazançlı çıkan bir taraf varsa, bu taraf Kürtler olabilir: Kuzey Irak’ta süren çatışmalardan faydalanan Kürtler, bu sayede tarihsel başkentleri kabul ettikleri Kerkük’ü ele geçirdi. Bununla birlikte, kendilerini bölgedeki kargaşadan uzak tutamadıklarından dolayı birleşik bir devlet hayalleri şimdilik uzak gözüküyor – ve bölgenin diğer ülkelerinde olduğu gibi Irak’ta da bölünmüş durumdalar.

Daha yeni bölgesel Kürt yönetiminin eline geçen Kerkük’ün yakınlarında bulunan ve birkaç gündür Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) bayrağının dalgalandığı Havice kasabasında Kürt askerî konvoyunun cipi sert bir geri dönüş yapmak zorunda kaldı. Dikkatsizlik sonucu son Kürt kontrol noktasını atlayarak bu kasabaya giren cipin şoförü, “düşman” mevzilerinin bir kilometre yakınına kadar geldiğinde bu hatasını fark etmişti.

Kürtlerle IŞİD arasındaki sınır yeni kuruldu: Eski Irak güvenlik güçlerinin betondan karakolları işgalciler değiştikçe el değiştiriyor. Genç peşmergeler, güneş ışığı ve tozdan dolayı muğlaklaşsa da halen görülebilen Irak bayrağının yanında kendi bayraklarını, Kürdistan bayrağını dalgalandırıyorlar. Birkaç yüz metre ötede yol, geçilmemesi gereken hattı belirleyen köprünün altından geçiyor; zira hattın ötesi IŞİD militanlarının kontrolünde. İki günden sonra kaderi kışkırtmaya gerek olmadığı anlaşılıyor. Silahlar hafif, askerler yorgun. Bugün çatışma yok.

Bölgede konuşlanmış Kürt kuvvetlerini komuta eden General Şerko Fatih, “Biz Irak ordusunun boşalttığı Kürt topraklarının güvenliğini sağlamak için buradayız; bu durum bizim için iç savaşın içinde olmak anlamına gelmiyor.” açıklamasında bulunuyor. Körfez Savaşı’ndan (1990-1991) beri Bağdat’ın fiili otoritesinin dışında olan ve Saddam Hüseyin’in devrilmesinden sonra anayasal statüye kavuşan Irak Kürdistanı, Şii partilerin hakimiyetindeki merkezî yönetimin ülkenin kuzeyindeki otoritesini yitirmesinden sonra tarihsel bölgelerini geri kazanmayı amaçlayan bir atılım gerçekleştiriyor.

Heterojen bir yapıya sahip olan ve IŞİD bayrağı altında toplanan İslamcı, radikal Sünni ve eski Baasçı kuvvetlerin Musul’a ve Sünni ağırlıklı bölgelere gerçekleştirdiği saldırılarda Irak Silahlı Kuvvetleri ciddi bir bozguna uğradı. Irak ordusu, geri çekilirken arkasında karargahlarını, silahlarını ve peşmergelerin “ihtilaf bölgesi”ndeki varlığını pekiştiren bir güvenlik boşluğu bıraktı. Irak’taki Kürt siyasetinin önde gelen oluşumları Kürdistan Demokrat Partisi (PDK) ve Kürdistan Yurtseverler Cephesi (YNK), 2003 yılından beri merkezî hükümetle söz konusu bölgenin kontrolü için mücadele ediyordu.

Bununla birlikte, yeni Irak savaşının asıl yüzünü başka yerde aramak gerekiyor; yani, Sünni örgüt IŞİD tarafından ele geçirilen bölgelerde. IŞİD militanları, ülkenin kontrolü için ülkenin en büyük Şii otoritesi olan Ayetullah Ali El-Sistani’nin cihat çağrısına katılan milisler ve gönüllülerle çatışıyor. Kürtler ise, bu mezhepsel çatışma çerçevesinde kazanımlarını sağlamlaştırıyor. Bin beş yüz kilometrelik bu yeni cephe İran sınırından, 2012’den beri PKK’nin Suriye kolu PYD’nin kontrolünde olan Suriye’nin Kürt bölgesine kadar uzanıyor.

Irak’ı kuzeybatı-güneydoğu ekseninde bölen ve üzerinde çeşitli kontrol noktalarının bulunduğu bir hat, Kürdistan ve Sünni isyancılar arasındaki sınırı belirliyor. Bu hat üzerinde zaman zaman çatışmalar gerçekleşse de, bu çatışmalar gerçek anlamda bir savaşa işaret edecek nitelikte değil. Çatışmalarda bulunan grupları iyi tanıyan eski bir Kerküklü Baasçıya göre: “Kürtlerin ve Sünni Arapların (IŞİD) ortak düşmanı olan Şii merkezî hükümet, ülkenin kuzeyindeki otoritesini yitirmiş durumda. Bu bağlamda, iyi komşuluk ilişkilerini muhafaza etmek hem Kürtlerin, hem de Sünni Arapların (IŞİD) çıkarına.

Petrol İhracatı Türkiye’den Geçiyor

Irak’taki mezhep ayrışmasının doruk noktasına ulaşması, ilginç hesapları da gündeme getiriyor: IŞİD’in önemli bir kısmını oluşturan Sünni Arap milliyetçileri, Kürtlerle anlaşmanın gerekliliğini vurguluyorlar. IŞİD’e yakın bir “aktivist”in dediğine göre: “Kanlı çatışmalar olabilir fakat Sünni tarafında oluşacak zaiyatın temel sebebi Sünni hareketin (IŞİD) etkili bir önderlik mekanizmasına sahip olmaması ve örgütsel yapının bütünlük teşkil etmemesi. Bununla birlikte en yüksek mertebede zarar bir şekilde atlatılıyor“. Bu kafa karıştırıcı durum, Irak’taki Kürt hareketinin nihai bölgesel hedefini gerçekleştirmesi için uygun bir ortam yaratıyor; başka bir deyişle, milliyetçilerin “Kürtlerin Kudüs’ü” dediği Kerkük şehrinin ve ilinin Kürtler tarafından ele geçirilmesini mümkün kılıyor. Kerkük’teki iki önemli azınlığın Araplar ve Türkmenler olduğundan da bahsetmek gerekiyor: 2005’ten beri Kürdistan’daki bu azınlıkların kaderi, özerk Kürdistan’a bağlanma durumunda azınlıkların onayını belirleyen bir referendumu öngören -ve hiçbir zaman uygulanmayan- Irak anayasasının 140. maddesine bağlıydı.

Merkezî hükümete bağlı güvenlik güçlerinin Kerkük’ten çekilmesinin birincil yansıması, Kürtlerin bölgedeki hakimiyetini pekiştirmesi oldu. Amerikan işgalinden beri Kürtler, bölgede boşta kalan silahları ele geçirdiler, kamusal güce sahip oldular ve merkezî hükümetin karşı hamlelerine karşılık verebilecek askerî güce eriştiler.

Böylece, Erbil ve Bağdat arasındaki otorite bölüşümünü sağlayan yargı ve idare kurumlarının etkisi muğlaklaştı. 2008’de Kerkük’teki büyük petrol kaynaklarının bir kısmını ele geçiren Kürtler, artık söz konusu kaynakların tamamından faydalanabilir konumda. Kürdistan Özerk Yönetimi Doğal Kaynaklardan Sorumlu Bakanı Aşti Avrami, yaptığı açıklamada özerk yönetimin kontrolünde olan bölgeden petrol çıkarılabildiğini ve söz konusu bölgede petrolün işlenebildiğini ifade etti. Bu açıklamadan anlaşılabileceği üzere, Kürt bölgesinden uluslararası pazarlara yapılacak petrol ihracatı ancak Türkiye’nin lojistik desteğiyle hayata geçirilebilecek. Irak Kürdistanı, böylece 21 Haziran 2014 tarihinde ilk ihracatı gerçekleştirdi: Türkiye’deki Ceyhan Limanı’ndan İsrail’deki Aşkalon Limanı’na. Bununla birlikte Irak hükümetinin tüm Irak üzerindeki egemenliği, hâlâ uluslararası projelerce tanınıyor; ki bu da merkezî hükümetin lehine.

Kürdistan Bölgesel Yönetimi, Başbakan Neçirvan Barzani’nin ifadesine göre, Musul etrafında bir Sünni Arap (IŞİD) otoritesinin kurulmasından yana. Ne var ki, özerk bir varlık olarak yetkisi, ulusal çerçevedeki oyunda var olabilmesini mümkün kılıyor. Bu durumda, Bağdat’ın otoritesi Kuzey Irak’ı etkileyen unsurlardan sadece biri: diğer iki otorite ise bölgede fiili etkisi olan Tahran (ki Tahran’ın Irak’ın Şii nüfusu üzerindeki etkisi son derece önemli) ve Ankara. Yine de Kürt elitlerinin sınırların muğlaklaşması ve siyaset sahnesindeki öznelerin çoğalmasıyla Irak siyasetine oynaması kazançlı bir yaklaşım olabilir.

Ankara ve Tahran Arasında Paylaşılamayan

Ayrıca, Kürtlerin ortak bir program üretebilecek, uyumlu bir siyasi yapıya sahip oldukları da söylenemez. PDK ve YNK, ayrı müttefikleri olan, ayrı bölgeler üzerinde kamusal güç sahibi olan, ayrı silahlı kuvvetleri olan ve adeta ayrı devletler gibi davranan siyasi unsurlar görünümünde. Örneğin; PDK’nin hidrokarbon sektörünü elinde tutması, bölgedeki enerji kaynaklarına hakim olmak isteyen Ankara’nın diplomatik çizgisine yakın olmasını sağlıyor. YNK ise İran ile iyi ilişkilere sahip ve PDK’nin Türkiye’deki ve Suriye’deki Kürtler üzerinde hakim güç olmasını istemiyor; yani, bir anlamda PKK’ye daha yakın.

Her ne kadar iki tarafın yöneticileri de farklılıklarını asgariye indirmeye çalışsa da, Irak’a hakim olan kaos bu farklılıkları besliyor. Bölgesel Kürt Yönetimi’nin peşmergelerden sorumlu bakanlığının genel sekreteri Cabbar Yavar’a göre, YNK halen Irak sınırının onlarca kilometre ötesinde olan Irak ordusuyla işbirliği yapıyor ve dahası, Irak ordusunu yönlendiriyor. Irak’ın kuzeybatısına egemen olan PDK, Sünni hareketin (IŞİD) bazı bileşenleri ile ortak bir dilde konuşmaya daha meyilli. Bunun ötesinde; eğer Kerkük, tüm kaynakları ve askerî üsleriyle, Arapların ve Kürtlerin egemen oldukları bölgeler arasında bir sınır oluşturuyorsa, aynı zamanda PDK ve YNK’nin etki alanları arasında da bir sınır oluşturuyor. Amerikan işgalinden sonra YNK’nin egemenliği altında olan Kerkük, Irak güvenlik güçlerinin bölgeden çekilmesiyle birlikte, tekrar PDK ve YNK arasında ihtilaf konusu olmuş durumda.

Oluşan Yeni Sınır, Belirgin Bir Hat Değil

Böylece Bağdat’ta eskiden beri ihtilaf konusu olan ve birçok etnik ve dinsel grubun yaşadığı bölgelerin paylaşılması ihtimali kuvvetleniyor. Ayrışma, Irak’taki ana etnik gruplar olan Araplar, Kürtler ve Türkmenlerle sınırlı kalmıyor, mezhepsel ayrımlar da göze çarpıyor; zira bu üç ana etnik grup, kendi içlerinde Sünniler ve Şiiler olarak ayrılıyor. Kuzey Irak’ta PDK ve YNK’nin etki alanları arasında kalan boşluklarda, biri diğerinin “ötekisi” olan milis grupları türüyor. Bu gruplar, Kürtlerle birlikte, eskiden Irak güvenlik güçlerinin üstlendiği işlevi üstleniyor ve eski güvenlik görevlilerini bir araya getiriyorlar.

Dolayısıyla; Kuzey Irak artık belirgin bir sınıra sahip olmayan, çeşitli kontrol noktalarıyla korunan, yıkılmış ve yeri geldikçe çatışan, işbirliği yapan veya birbirlerini umursamayan silahlı otoritelerce bölünmüş bir bölge. Kerkük şehir merkezinin yaklaşık on kilometre ötesinde, savaşa ortamında günlük hayatın devam ettiği Taza kasabasında yaşayan Şii Türkmenler, bu gerçekliğin resmini çiziyorlar. Taza kasabasının yakınındaki bir Şii Türkmen köyü olan Beşir, 1986 yılında Saddam’ın Sünni milisleri tarafından ele geçirilmiş ve bu egemenlik 2003 yılında milisler Türkmen köylüler tarafından kovulana kadar sürmüş. Sünni Araplar, IŞİD istilası sayesinde komşularının topraklarına ve mallarına tekrar el koyma fırsatı yakalamış ve Beşir köyünde bu fırsatı değerlendirmiş. Bugünlerde ise, Taza kasabasının sessiz sokaklarında gençler silah kuşanıyor ve Beşir’in fethi için fetva veren El Sistani yanlısı imamın vaazını dinlemek üzere camiye gidiyor.

Avluda bulunan ve daha önce İran’da sürgün hayatı yaşamış Şii El-Dava Partisi mensupları, İran Devrim Muhafızları tıraşıyla göze çarpıyor. Mensuplar, altı aydır hükümet için savaşan Şii milislerle birlikte mücadele etmek için Bedr milisleri komutanları ile görüşmeye hazırlanıyorlar. Birkaç kilometre ötede, YNK tarafından Amerikan işgali sonrasında ele geçirilmiş bir eski Sovyet tankı ve birkaç panzer, sayısı yüzlerle ifade edilebilecek Kürt milisleriyle birlikte Taza’yı Sünni kuvvetlerden (IŞİD) ayıran hat üzerinde konuşlanmış durumda. Şiiler ve Kürtler, ucu karşı kuvvetlerin elinde olan köprüyü kontrol ediyorlar. PKK’nin yolladığı bir delegasyon, örgütün lideri Abdullah Öcalan’ın resminin bulunduğu bayrağın önünde duruyor.

Dahası, birkaç metre uzunluğundaki çayın ucunda bulunan BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin mülteciler için kurduğu çadırda ergenlik çağında silah kuşanmış gençler (Hz.) Ali’nin resminin olduğu bir bayrağın gölgesi altında dinleniyor. 2003 yılında muhtemelen 10 yaşında olmayan bir genç, omzunda bir Amerikan tüfeğine benzeyecek şekilde modifiye edilmiş bir kaleşnikof taşıyor. Askeri kıyafetlerle birlikte sahte bir Olympique Lyon forması giyen genç, sıcağa aldırmadan El-Sistani’nin IŞİD’e karşı cihat çağrısına kulak veren eski bir polis ile fotoğraf çektirirken uzaktan, bilinmeyen bir hedefe atılan birkaç el kurşunun sesi geliyordu.

Advertisements